Kullanıcı Adı:
Şifre:
54.166.136.90
Şifrenizi hatırlamıyorsanız tıklayın...
Hemen üye ol


Kale Holding, güvenlik merkezi açtı!


Lg Hitline Güvenlik ürünleri


Arka Koltukta Yeni Güvenlik Teknolojisi
12 3



Alaettin Cangöz
alaettin.cangoz@esfor.com.tr
Asırlık Güvenlik Sorunlarımız
8.11.2016 12:10:13  

Uluslararası şirketlerin görevlilerine yabancı bir ülkeye gittikleri zaman o ülkenin siyasal, kültürel, sosyolojik olgularını eleştirmemeleri, bu eleştirilerin kişisel ilişkileri olumsuz etkileyeceği öğretilir.

Gelen yabancı görevliler de İstanbul'un tarih dokusunu ne güzel kirletmişsiniz, gökdelen gecekondular yaparak çığır açmışınız demezler; ne güzel kebap, rakı, boğaz, misafirperver insanlar gibi övücü sözlerle ikili iş ilişkilerini olumlu çizgide tutmaya gayret ederler.

Bir sohbet sırasında uluslararası bir şirketin çalışanına FETÖ olgusunu açıklamaya çalışırken, biraz da samimiyetin etkisi ile bu çalışan gerçek düşüncelerini saklayamadı ve "Banana Republic" yani "Muz Cumhuriyeti" deyiverdi. NATO üyesi, kendini demokratik bir ülke olarak konumlayan ve AB üyesi olmak isteyen bir ülkede bir tarikatın devlet içerisinde paralel bir yapı oluşturmasına aklı ermiyordu.  

Bizim eriyor mu? Demokratik, laik, sosyal hukuk devletinde bilgi toplumu olarak gördüğümüz veya görmek istediğimiz ve bu şekilde sunmaya çalıştığımız toplumun aslında öyle olmadığını; feodal yapıların, tarikatların, toplum üzerinde derin etkileri olduğunu, hatta darbeye dahi yeltenebileceklerini anladık.

Yeltenebileceklerini anladık da ne oldu; bu yapıların ortaya çıkmasına neden olan sosyal olgularla ilgili neler yapıyoruz? Fakir ve yetenekli çocuklar için ne fırsatlar yaratabiliyoruz, en hakiki yol göstericinin ilim olduğuna gerçekten inanan bir eğitim sistemine doğru mu yol alıyoruz, yoksa tersine mi? Aynı nedenler ortada oldukça aynı sonuçlar doğacaktır. Sürekli başımızı duvara vurup, sonra başım ağrıyor diye şikâyet etmenin anlamı var mı? FETÖ'cülerin yerini almaya hazır birçok cemaat sırada bekliyor. Aynı güce erişip hükümetle ters düşünce ve aynı istihbarat servislerince kullanılmaya başlayınca şu andakiler de darbe girişiminde bulunacaklardır.

Türkiye artık bir karar vermelidir; ya tarikatların, tekkelerin ya da zaviyelerin ülkesi olacağız; demokrasi, laiklik ve hukuk devleti olma iddiamızdan vazgeçeceğiz ya da bu ilkelere dört elle sarılıp yönümüzü çağdaş uygarlık seviyesine döneceğiz. Demokrasi ve hukuk devleti ile sorunumuz yok artık derken aslında bir asırlık sorunları halen aşamadığımızı gördük. Hükümetin söylemleri ve yaptıkları, Türkiye'de hukukun üstünlüğü ve laiklik çerçevesinde bir yönetim arzu edilip edilmediğine dair bazı çevrelerde kaygılar uyandırmaktadır.

Türkiye'nin asırlık sorunlarından diğer ikisi de yine aynı anda patlamış görünüyor: Kürtlerle sosyal sözleşmenin yerine oturtulamaması, Kürt milliyetçiliği ve ayrılıkçılık kökenli terörün artması ve üçüncü olarak da Orta Doğu'da (ya da Kuzey Afrika'yı da içine alacak şekilde genişletilmiş Orta Doğu'da) sınır sorunlarının Şiilik ve Sünnilik bağlamında tekrar hortlaması. Küresel güçlerin Kuzey Afrika ve Orta Doğu'yu yeniden şekillendirmek gayeleri?

İki bin dokuz yılı ile 7 Ekim 2014 tarihleri arasında yaşanan barış sürecine yurt genelinde, ama özellikle Kürt seçmenince büyük destek verildi. HDP %13 oy ile tarihi bir başarı yakaladı. Barzani de bu sürece destek verdi. Ancak barış teknesi Orta Doğu'nun sert politikalarına dayanamadı. İŞİD'in Kobani'ye saldırması (Ekim 2014) ve ardından tarafların peş peşe hataları (Kobani sorununa hükümetin yeterince hızlı ve mağdur olan Kürtleri ikna edici bir çözüm bulamaması hatadır; ama bunun devamında silahlı çatışmaları artıran, özerk yönetim ilanları ile birlikte hendek savaşları ile şehir merkezlerinde yaşayanlara büyük acılar çektiren, HDP'ye baskı kurarak şiddeti tırmandıran PKK esas sorumludur) barış rüzgarlarının sonunu getirdi. Bu olaylar, Kürt sorununun bölgesel bir sorun haline geldiğinin, son Musul ve Rakka operasyonlarıyla daha da karmaşık hale geleceğinin göstergesidir.

Suriye'de PKK/PYD'nin yapmak istedikleri ile hükümetin yapmak istedikleri hiç uyuşmamaktadır. Esad rejimini destekleyen, en azından bu rejimle çatışmayan ve Türkiye'nin tüm Suriye sınırına yayılmak isteyen PYD varlığı Türkiye'yi rahatsız etmektedir. 

Ayrıca Kürtler arasındaki dinamikler ve liderlik meseleleri de (dindar Kürtler ile Marksist & Leninist kökenden gelen PKK arasındaki sorunlar) İŞİD ve diğer tehditler nedeni ile dondurulmuş olsa da, uzlaşma geleneğinden yoksun bölgemizde ortamını bulduğunda tekrar hortlayacaktır.  

Bundan daha vahim bir tehlike, Suriye ve Irak'ta 30 yıl süreceği ABD Başkanı Obama tarafından iddia edilen, İŞİD ve diğer aşırı İslamcı gurupların yarattığı karmaşa içerisinde bir şekilde yürütülen Sünni ve Şii çatışmasıdır.

İran ve Lübnan Hizbullah'ı Esad'a tam destek vermiş, Rusya ile birlikte Esad rejiminin bugüne kadar ayakta kalmasını sağlamıştır. Bundan sonra da sağlamaya devam edecektir.

Büyük ölçüde Şii ağırlıklı olan Irak merkezi hükümeti ve ordusu İŞİD'e karşı Sünni bölgelerini savunmamıştır. Esasen, Şii rejimlerden dışlandığını hisseden Sünni Arap aşiretleri kendi ılımlı güçlerini oluşturamamış, dış radikal terör örgütlerinin (El Kaide, IŞID) Sünni bölgelerinde hâkimiyetlerini seyretmek zorunda kalmıştır. İŞİD'in bu bölgelerdeki varlığı, Sünni Arapların uluslararası kamuoyu tarafından kabul gören bir silahlı güç oluşturmalarının önündeki en önemli engel olmuştur. Zaman zaman bu örgütleri (Saddam zamanı Irak ordusunda olup da yeni Irak'ta kendilerine yer bulamayan subaylar ile birlikte) desteklemek zorunda kalmıştır.

Irak ve Suriye'de İŞİD uzun süreceği anlaşılan bir savaşın sonunda yenilgiye uğratılacaktır. Bu yenilgiden sonra İŞİD militanları ne yapacaktır? Kaçmak zorunda kalacakları ülkelerden biri de Türkiye'dir.

Sadece Irak ve Suriye'de değil, başta Yemen ve Bahreyn olmak üzere birçok ülkede açıkça veya üstü kapalı Sünni-Şii mezhep çatışması yaşanmaktadır.

Tüm küresel güçler Orta Doğu'da yerlerini almış, çatışmaları kendi çıkarları doğrultusunda yönetme gayreti içerisindedirler. En güçlü olmamız gereken bu zamanda, FETÖ yüzünden maalesef asker, polis, bürokrasi ve siyaset olarak çok bölünmüş ve insanların birbirine güvenmediği bir süreçten geçiyoruz. Belki de Cumhuriyetin kuruluşundan beri yaşadığımız en riskli ve güç zamanlardan birinden geçmekteyiz:  

1.       PKK ve onunla anlaşan sol terör örgütleri hem güvenlik güçlerine hem de sivillere yönelik eylemlerin içine girebilirler; halk desteği azalan PKK bölge halkını ve bölgede kendisine muhalefet ederek siyaset yapanları sindirmeye yönelik eylemlerini artıracaktır.

(PKK, yeni eylemlerinin yanında Karadeniz ve Akdeniz Bölgeleri'nde yayılma politikası izlemekte. Yayılma politikasının yanına siyasi figürlere (özellikle AKP üyeleri) karşı eylemler de başlamış durumda.)

2.       İŞİD zaten hedef ilan ettiği Türkiye'de güvenlik güçlerine ve sivillere yönelik eylemler gerçekleştirebilir; bölgeden kaçan İŞİD militanları Türkiye'ye sızmak isteyebilir.  

3.       Bölgedeki güçlere ve Türkiye'nin kendi iç dinamiklerine bağlı olarak Alevi-Sünni ve aynı düzlemde laik-antilaik çatışmaları görülebilir.   

4.       Fırat Kalkanı gibi sınırlı ve kontrollü askeri harekâtlar haricinde daha büyük savaşların (Suriye, Irak, İran veya Rusya'yı kapsayan) içine girmek zorunda kalabiliriz.

Olaylara bakıldığında, bir asırdan fazla süredir ana güvenlik fay hatlarımızda fazla değişiklik olmadığı anlaşılıyor. Demek ki, milletlerin kaderi kolay değişmiyor ya da biz kaderi değiştiremiyoruz.




Bu makale 378 kez okunmuştur...