Kullanıcı Adı:
Şifre:
54.90.92.204
Şifrenizi hatırlamıyorsanız tıklayın...
Hemen üye ol


Kale Holding, güvenlik merkezi açtı!


Lg Hitline Güvenlik ürünleri


Arka Koltukta Yeni Güvenlik Teknolojisi
12 3



Alaettin Cangöz
alaettin.cangoz@esfor.com.tr
Güvenlik Riski Olarak Tarikatlar
24.10.2016 11:30:45  

Bugünlerde açık kaynaklardan gelen bilgiler incelendiğinde anlaşılmaktadır ki, Fethullah Gülen Terör Örgütü (FETÖ) veya yasadışı Paralel Yapı, 1970'lerden itibaren başta idare (askeriye, polis, mülki hizmetler) ve yargı olmak üzere devletin her birimine ve ekonomiye sızmayı başarmış ve belirli bir güç elde etmiştir.

 

  Bu süreçte, kendilerine engel olarak gördükleri kimseleri haksız yere görevden uzaklaştırmaktan, iftira ederek hapse atmaya kadar her türlü kötülüğü uygulayabileceklerini göstermişlerdir.  

 

Bu güç, bugüne kadar ülkemizde en büyük toplum desteğini alarak Başbakan ve Cumhurbaşkanı olmuş R.Tayip ERDOĞAN'a karşı darbe yapma cüretini de gösterebilmiştir.

 

Bu yazının amacı, her gün basının gündeminde bulunan ve olayların nasıl olduğunu anlatan detayları incelemek değildir. Bilakis, amaç, bu konuda detaylarda boğulmamaya gayret ederek neden bu olayların meydana geldiğini irdelemektir. Daha somut olarak sorunu açıklamak gerekir ise neden 'bir tarikata/harekete mensup insanların, devleti ele geçirmek için her türlü hakkaniyet duygusu ve mantık kurgusundan uzak yasadışı eylem ve işlemleri yaptıklarını' incelemek ve bu nedenler halen duruyorsa tarikatlerin ve tarikatlerin yaratacağı güvenlik risklerinin varlığını göstermektir.

 

Bunu yapabilmek için öncelikle tarikat ve güç ilişkilerine bakmak gerekecek. Bu konuda iki birbirine zıt anlayıştan bahsedilebilir.

 

Birinci anlayışa göre tarikat önderleri ve üyeleri, tarikat faaliyetleri ile diğer ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel faaliyetleri ayrı tutarlar. Tarikat önderleri siyasi veya ekonomik hiçbir güç ile doğrudan veya dolaylı olarak ilişki kurmazlar, bu tür ilişkilerden kaçınırlar. Tarikatın amacı 'topluma yararlı insan' yetiştirmektir.

 

İkinci anlayışa göre tarikat halinde örgütlenmenin esas amacı zaten güç, nüfus elde etmek, tarikat üyelerinin güçlerini artırmaktır. Bu nedenle tarikatlerin güç ilişkileri içerisinde olmasını ve güç elde etmek istemesini yadırgamamak gerekir.

 

İkinci anlayış tarihsel gerçeklerle daha uyumludur. Osmanlı İmparatorluğunda Mevlevilerle Bektaşiler arasında sürekli bir güç kavgası olduğunu, Ahiliğinde zanaatkârlar ve küçük esnaf üzerinde etkili olduğunu belirtmekte yarar var. Hatta Mevlevi olan 3. Selim'in tahtan indirilmesini Bektaşi komplosuna bağlayan tarihçiler vardır.

 

Panislamist bir siyaset izleyen 2. Abdülhamid, daha çok Türk olan Mevlevilik ve Bektaşilikten uzak durmuş; Şazili, Rufai gibi Arap paraleli tarikatleri desteklemiştir.

 

Aynı güç kavgaları diğer İslam ülkeleri ve Hristiyan dünyasında da görülmektedir. Tapınak Şövalyeleri ile Fransa Kralı IV. Flip arasındaki yaşanan çatışmalar, Opus Dei ile papalık arasındaki dayanışma ve İspanya'da Opus Dei tarikatını anti-komünist özelliklerinden dolayı desteklenmesi bu tarikat-siyaset ilişkilerine basit örneklerdir.

 

Baştaki sorumuza dönecek olursak; neden bir tarikata/harekete mensup insanların, devleti ele geçirmek için her türlü hakkaniyet duygusu ve mantık kurgusundan uzak, yasadışı eylem ve işlemleri yaparlar? Yanıt özünde tarikatlerin genel olarak güç elde etmek isteğinde olmalarıdır. Ancak, güç isteği, tek başına olayı açıklamamaktadır. Nasıl olur da, tarikat üyeleri hakkaniyet duygusundan uzak ve mantık dışı davranmaktadırlar?

 

Bunu iki şekilde açıklamak mümkündür:

 

İlki, bize göre ya da dışarıdan bakan bir insana göre haksız ve mantıksız görülen davranış, sistemin içerisindekiler tarafından öyle algılanmayabilir. Bu üyelerin algıları, tutumları, yıllar yılı özel toplantılarla, sohbetlerle, kitaplarla, dergilerle, okuma parçaları ile TV programları ile istenilen şekle getirildiğinden, dışarıdan bakanın anında yakaladığı tutarsızlık ve hakkaniyetsizlik üyeler tarafından kavranamaz. Bu algı yönetimi bütün terör örgütlerinde ve dikta yönetimlerinde vardır.

 

İkincisi, tutarsızlık ve haksızlık üyeler tarafından algılansa bile ait olma duygusundan vazgeçememe, dışlanmaktan korkma ve çıkar düşkünlüğü sebebiyle gurup davranışını devam ettirmedir.

 

Peki, bu üyeler neden küçük yaşlardan itibaren itibaren tarikatlerin üyesi olmaya ve tarikat içerisinde faaliyette bulunmaya başlamaktadır? Son günlerin moda terimi ile aklını ve iradesini kiraya vermektedir. Burada dört sebeple bu davranışı açıklamak mümkündür:

 

Birincisi, tarikatler Türk toplumunda her zaman var olagelmiştir ve devletle iç içe olmuşlardır. Tarikatlerden kurtulma veya onların kötü etkilerini giderme çalışmaları, Yeniçeri Ocağı?nın kapatılması, devleti ve eğitimi modernleştirme çabaları ile Osmanlı?nın son zamanlarında başlamış, Türkiye Cumhuriyeti?nin ilk yıllarında resmen tekke ve zaviyelerin kapatılması ile etkileri iyice kırılmak istenmiştir. Modernleşme hareketleri ve cumhuriyet, aynı zamanda aşiret yönetimlerini de sonlandırarak tek bir yönetim oluşturmak istemiştir. Görünen o ki, aşiret yönetimleri ve aşiret beylerinin etkileri büyük ölçüde sonlandırılsa da; tarikatler konusunda sadece kısmen başarılı olunmuştur. Günümüzde de tarikatler din öğrenmenin ve yararlı insan yetiştirmenin kaynağı olarak algılanmaktadır. Yani toplumsal bir ihtiyacı da gidermektedirler.

 

Tarikat ve aşiret ileri gelenleri ya siyasetin içerisine girerek veya siyasetçilerle güç birliği içerisinde varlıklarını her zaman koruyabilmişlerdir.

 

Bu yazının konusu olmamakla birlikte, tarihsel süreci anlayabilmek için, tarikatleri ve feodal yapıları sonlandırma sürecinin sadece bize özgü olmadığını belirtmek gerekir. Hristiyan dünyası da aynı süreçten geçmiştir. Avrupa, Rönesans ve Reform hareketleri ile meşruiyetini doğumdan ya da bir aileye mensup olmaktan alan ve/veya kutsaldan alan otoriteleri son derece kısıtlamış, yerine meşruiyetini hür seçimden ve hukuk kurallarından alan kurumlar inşa etmiştir. Türkiye bu süreci tamamlayamamıştır.

 

İkincisi bireylerin ait olma ihtiyacıdır. Herkes bir ailenin, toplumun, grubun, spor kulübü taraftarlığının, okul mezunlarının, etnik gurubun üyesi olma ihtiyacındadır. Bu tür örgütler bu ihtiyacı çok iyi sezerler ve kullanırlar. Birçok insana göre anlamı olmayan bir spor kulübü taraftarlığı, bazı bireyleri stat duvarlarından aşağı atlatmakta, hakem dövdürmekte, karşı taraftarla kavga ettirmektedir. Hizmet hareketi üyeliği içinde Meclis bombalanabilmekte, vatan için en tehlikeli görevleri yerine getiren özel harekatçı polis ve askerler hiç düşünmeden öldürülebilmektedir.

 

Üçüncüsü, okumak amacı ile kasaba veya şehre gelen zeki çocukların barınmak için tarikatlara muhtaç olmasıdır. Okumak amacı ile şehir ve kasabalara gelen zeki ve fakir çocuklar mecburen tarikatlerin yurtlarında kalmakta ve dolayısıyla üyesi olmaktadır. Tarikatlerde bunun çok iyi propagandasını yapmaktadır; ?Tarikatler ihtiyacı olanlara, barınak ve yemek sağlamaktadır. Bu kurumlarla uğraşanlar art niyetli kişilerdir, din düşmanlarıdır?. Ancak anlaşılmıştır ki, tarikatlerin amacı barınak ve yemek sağlamak değil, insanların mağduriyetlerinden yararlanarak üye devşirmek, kendine sadık üyeler yetiştirmektir. Devşiremeyeceklerini hissettikleri çocuklar, münasip bir şekilde kapı önüne konulmaktadır. FETÖ, bütün ihtiyaçları devlet tarafından karşılanan polis eğitim kurumları işe askeri eğitim kurumlarında eğitim görenlere öncelikle el atmıştır, şimdi diğer tarikatler onu izlemektedir.

 

Dördüncüsü, istihbarat teşkilatlarının bu kurumları desteklemeleri ve kullanmalarıdır. FETÖ'de, darbe girişimindeki dahli ve desteği henüz bilinmese de; en azından, ılımlı İslam anlayışını yayarak aşırı İslamcıların ilerlemesinin önüne set çekmek amacı ile CIA ve Türkiye Cumhuriyeti kurumları tarafından desteklenmiştir. Bu destek olmasa belki de FETÖ'de diğer Nurcu cemaatler gibi sınırlı oranda etkili olacaktı.

 

Esasen Batı'nın bir bölümü özelde Türkiye'ye ve genelde İslam dünyasına demokrasi ve iyi yönetimi, dolayısıyla güçlü ekonomi, devlet ve toplum olmayı yakıştıramamakta, gelişim ve demokrasiyi getirecek güçleri baltalamaktadır. Hoş, bazı İslam ülkelerinde Batı'nın hiçbir şey yapmasına gerek kalmadan toplum dinamikleri birbirini parçalamaktadır.

 

Devlet 15 Temmuz 2016 darbe girişiminde sonra birçok kurumdan FETÖ üyelerini temizlemek için binlerce kişiyi işten atmış, hakkında idari ve adli soruşturma başlatmıştır. Desteklenmesi gerekir.

 

Ancak; FETÖ'yü yaratan sosyal, bireysel, ekonomik ve siyasi sebepleri ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalar yoktur. Daha somut ifadeyle;

 

Siyasetçiler ve toplumun önemli bir bölümü tarikatleri halen 'bir nevi sivil toplum kurumu' gibi değerlendirmekte ve tarikatler övülmekte, dini öğrenmede aracı kurumlar olarak desteklenmektedir; dini öğrenmek için aracı gerekmediğini söyleyen bilim insanları hırpalanmaktadır. Hatta daha da ileri gidilerek, aşiret yapılarına da devlet yönetiminde yer verilmesi gerektiği gündeme taşınmaya çalışılmaktadır. Demokrasi, hukuk devleti ve iyi yönetim hususları gündemden düşmüştür. Batı'daki bazı çevrelerde bunu desteklemektedir.

 

Bu sosyal yapı içerisinde bir tarikata ait olmaya; Yazıcı olmaya, Okuyucu olmaya, Menzilci olmaya değer verilmektedir.

 

Okul kazanan ve okumak isteyen fakir çocuklar için halen yeterince barınma ve diğer ihtiyaçları karşılayacak devlet kurumu veya bu mağduriyeti suistimal ederek üye devşirmeyen sosyal kurum yoktur. Bu yönde çalışma da yapılmamaktadır. Bu boşluk art niyetli tarikatlere açık kapı bırakmaktadır.

 

Son olarak, istihbarat örgütleri bölgemizde faaliyetlerini daha da artırmaktadır, yarın hangi tarikate kol kanat gerecekleri belli değildir.

 

Dolayısıyla, FETÖ'nün darbe girişimi engellenmiş olsa da, tarikatlerin meşru devletle güç kavgasına girme ve toplumsal olaylara neden olma riski ortadan kalkmış değildir.

 




Bu makale 356 kez okunmuştur...